30.11.2010

Ben olsam böyle bırakırdım

Ben olduğum zaman oluşumu öyle bıraktım.
Yaprak gibi döküldü bir şeyler, tozlandı etraf.
Sustuğumuz zaman daha hakimiz oluruna

o zaman daha halsiz görme bizi.

Ben olsam böyle giderdim.

30.10.2010

Aylardan E-kime


aylardan vakit geçsin, bir balığımızı kaybettik.

kaybettik derken ne kadar kayba gidebilir. söylüyorum...

son balık olma hasediyle onca ırkın sebebi geniş, iştah açamayan su

dibindeydik. kaybolmak gibi bir şey olsa en hasadını şimdi yaşıyorduk.

ölü balık bana bir şey hatırlattı, ölü bir balığı. çünkü evvelden son

dediğim balığımı klozete atıp beklerken ağlamamı, ağlamamıştım. buna

şimdi gözlerim yaşarıyor çünkü her balık; çünkü her su, çünkü her

nefes; herşeyin içi.

bir fotoğraftan daha suskun şimdi, attım eriyip gitmeden açıkça.

uğraşamadığım hallerim var.

bilmediklerim arasında sadece bir küçük balık. yanımda durdukça

ölümünü şaşırdı. onun en yakını ve en uzağı bendim. piç bir balıktı

demiyorum elbette, öyleyse gülen yüzlerinize gelsin bu.


30.10.10

20.10.2010

Neysek-iyiydi

bir iki dakika.

ellilik aşk vardı.
elden düşüyor adımlarımız
cebimde bir paket sigara var

eskibir yer oyunumdu
sevmeyip gittiğim birkaç yerden biri
eski taşlarla oynadık
oynamadığım tüm oyunları görüyorum şimdi
eskidi neyseki

dakikalar geçtikçe bizi bir yerlere geçiriyor zaman
çayırların arasında ev, ve saklan.
karanlıkta, küçükte. üzgünlerde kalmış
bulunmamış acıları saçıyorum şimdi -diyeceğim an sandım.
eskidendi, neysek-iyiydi.

cebimde bir paket sigara
ellilik bir aşk var
elden düşüyorum
bir iki dakikalığına
biraz üşüyorum şimdi.



...
beş yıl sonrasında
ilk defa karşılaştığımız an

ben bir kaç saat önündeydim
hesapladık,
toplam yedi saat.

ben seni özlediğimi farkettiğimde
duy diye,
yedi kez dinlenip evet dedim
sen beni gördüğünde
saat yediyi geçip kafayı yedi

belki de yanlış hesap yaptık
ailem ve beni başka tanıyanlar bilir
5 yıl oldu derler
bir ye(di)mişlik varsa saatlerimizde
özlemimizi unutmuşluğumuzdandır herhalde.


fsms
19:30
20.10.10

9.10.2010

Sonlar Böyledir

s b

öyle biri el sallıyor
hoş mu geldim hoş mu gidiyorum bir halde
üzülmüş yerlerden gidiyorum
biraz yalana boyanmış direkler
ampüller rüyalarımızı tutuyor.

terkediyorum işte
aynı mesafeden terkediliyorum

belli boşluklarda damlalar düşüyor
bilmediğim bir yavaşlıkta
gökçekimi-yerçekimi
birileri fotoğraf çekiyor
...
beraber ıslanmak iyi olurdu
aynı damlalar onda da var diyorsun


10.10.10

27.09.2010

rengarenkEldivenler

bir şeyi kendine çekmek. tüm mesele bu, derken!... ünlemden sonrası noktalardı şimdiye kadar sahipolduklarımız. sırra giz kaldık, sanrılar dolusu papatya halli ruhlar oldu. daha evvel bulunduğumuz ama, hiç bir zaman istemeyeceğimiz bir yerdeyiz. unutkanlığımız bizi yaşatıyor şimdi. onca numaralar arasından bir merdiven dayayıp bir makinaya uzanmak. içerdeyiz, harf olarak işlenip bir kadının göğsüne yazacaklar sıkı durup.
ve sıkı durun! dedik. sadece sade, anlık görüntüler. nasıl ki yaşıyor unutmuşluğumuz. kayıpkorku ellerimiz dolanıyordur bir eldivene, eldiven o. merdivene çıkarken de vardı ellerimizde. seni ben bilmiyorken nasıl sevdiysem... ellerim aydınlık.

renkli cetvelleriz. çünkü, bana o küçük çocuğun aklını ver, ellerim senin olsun. renkli bir eldivenim var.
küçük çocuk, büyüdüğünde bize küsecektir. büyüdüğünde, çok zor olacak ama üzüleceğiz. karanlık bir odada renk yarıştıracağız. halimiz yettiğince. küçük çocuk bize bir kutu verecek. geleceğini ısmarlamış kadar zor gidecek ellerimiz almaya onu. alırız. renktir. siyahın beyaza katlandığı, ama anlaşılırca. damarlarında kan dolaşsın...devam et.

renkli bir kutudan bir kadın doğar. farketmediğin bir yanın var, işte oraya oturur. kahve içiyorsun... kağıt kalem yok, fişini çekeceğin bir kablo yok. en azından şu ketıl kablosu yetecek bir durumda. gidemiyorsun. kal. (dedi) içtikçe varım diyen bir kadın.

uyuyamıyorsun. gözün hertürlü ışığa alerji. hele şu kutu. küçük bir çocuğun geleceği. onun uykusuzluğu, onun kadını, bilmem hangi bardakta aşk. işte şu fincan... derken! yüzüğümü çıkarıyorum.
duvara şavkı vuruyor hallerin. farketmediğin o yanında ölü bir kadın yatıyor. izliyorsun çektiğin kadarını. sürüklüyorsun kadını, renkler dökülüyor suratına. ellerin akıyor. siyah beyaz bir halin içine atıyorsun onu.

evveline. onu vurmadan öncesini düşündüğünde, siyah beyazlar şimdi bölük-pörçük.

baştan yazıyorum.
uyumuyorsun. gözün bu ışığa alerji, iyice biryere bağlamadan sen, bir kadın geliyor, kutuyu açıp gizi yastığın altına sıkıştırıyor. uyuyacakken güneş doğuyor, gölgeler fazla yakın, fazla yüksek. batıyorsun diplere. holün karşısında bir çıkış var, üzgünüz renkleri. devamla bu ışığı kelimelerle. ellerin günbatımında, uykuya hazır herşey. hazırız eldivenlerim. 

misali.


02:01

28.09.10

3.09.2010

doğruyu de

bir bardak kahve daha istemeyeceğim
sadece bana doğruyu söyle
kaç şeker attın buna


18may'ıs09

15.08.2010

bak

ışık kısması
alınganlığa sarılıp alınmış bir iki kelime
bir
iki
seri halde okuduğunda
seveceğin anlam bozması

ışık kısması


durmadım devam ettim;

gece çöker
çok kısa oldu

gece, gün gibi çökmüş üstüne; gün geceden kalmayaydı, gece şu an gecinde. o düştükçe an'dan sen silindin *şurdanbir perdeden.      şu.

gece düşer, düşler. düşler geceler; öyleler...

gün çabuk geldiysede geldi, e halin ne?

03.40 eh sahur
16.08

22.04.2010

İçyüzgün

içinde yaşanmış yol boyu silsileler
ve yüzüğü düşmüş bir adamın külleri

ve belki daha neler nelerdik bugün.


üzgündüm bilmediğimden

10.04.2010

Gündoğmadansı maviler

belki bir susam usamış
usanmış belin ince kemerin
kemerin kırmızı mı ne
bilmediğin bir tondanım

dudakların
kırmızı mı ne neyse işte
sonrasından hiç bir tonunu sevemedim

benim de gölgem var benim, senin
gündoğmadanmavisi

ve uslanmış bir ussun sen artık
nefesin esiyor
bir günü daha doğurmadan
ölüyorsan öl artık
yoksa ayıkken işlemediğimiz günahlar
bilmemkimin virgülünde aşk
belki bir gül evet.
bir günün içkırmızısı rengi

o da renk mi?

herkezin bir yatağı var
yataklarında ağırları
renkli ağrıları
ağlak günleri
çok sevmeler sonra
çoklardan yoklara
artık yollara taşan bir yorganımız var
belki bilmediğim bir tondan kemerler
o da neyse...
gündoğurmalar
gündoğmadansı maviler
görüyor musun..
nasıl bir yastık bu?

10.04.10. 23.40pm

http://www.youtube.com/watch?v=uTnmi3yvykw

12.02.2010

Are you an angel?

Dişlerimiz kemikten bir yapı olsaydı, kendilerini yenileyebilirlerdi. 

Ama çürükler anca durur, aksi taktirde ilerler. Diş başka bir oluşum...

Ruhlar kadar başka. 


Asitli içecekler ve çikolata - şeker iyi gelmiyor bunlara, onu anladık.

Bize ne yazık ki hiç bir şey iyi gelmiyor, onu da anladık

Anlayışlığımızı anlamadık, onu da da anladık

anladık da anladık.


Vapour Trail

http://www.fizy.com/s/1c9boa

11.02.2010

Önc

şehir soğuk, benim lirik ağaçlarım var. benim dediğim doğadan çekiştirdiğim 5 sopaydı ilk; ölmüş balıklarımın yerine koyduğum serpilikler. büyürler ki şimdi öyle böyle değil.

şehir soğuksa; soğuk, sen şöyle dur. benim epikten söğüt ağaçlarım var. benim dediğim, dedelerinin kollarından ep-ep' budanıp gelip benim elimden tamam diyenlerim. işte... balık kafesinde kök salmacalardayız. 


4.02.2010

Ben bir komutan olarak

beni bir kaç gününden gör
gerçekten büyük bir nefesim var
sonrası malum demiştik
sonrası fena
sonradan anlaşıldı

insan çok konuştuğunda yalan söylermiş
insan çok yaşadığında ezbermiş
insan insan değilmiş fazla bildiğinde
o yüzden benim çocuklarım diğer çocukların balonlarıydı
asmalı dinazorlardı
öyle küstüm ki onlara
öyle samimiydim işte

merak etmiyorum ben bundan sonra
ejderha dürtülerinin hissi
melek kolların hissi
gülüşünü ihtiyarlığıma hissi
ihtiyaç sahibiyken dudaklarına aslında hiçtiyattaydım
bunun anlamı büyük hissi
bunun anlamı derin hissi
bunun anlamı suskunluk hissi
ben şimdi nefes aldıkça bildim
dün gece perşembemi çaldın
merak etmiyorum ne yaptığımızı

bana bir şeyler söyle ama
ve olmuşluğundan fazla dürüst ol
o kadar dürüst ki
o kadar senden ki sen diye bir kişi yok
sen sen değilsin ve dediklerin hiç yok
işte şimdi anladım alf abeyi
çarpma ve bölmeyi yaşarken öğrendik
bazen kendimi doğruyorum
çok ilginç şey, acıyorum bazen
sen kendini doğuruyorsun
bazen seni seviyorum

bagajımda çoktandır ölü bir gezegen taşıyorum
her çöp başına dikildiğimde artık atsam mı diye düşündüğüm
fermuarı bozuk, an'calar.
alf abeyi çağırıp yardım istediğim artık
bazı şeyleri açıklığa kavuşturup hedelerimizle sizlerimiz
sizleri sevmişliğimizi bir gezegen edip içinde eh'lerimizle birlikte artık
doğmayı bir kenara bırakıp artık ölgen yanaklarımızı sıksanız?
mutlu olmaz mıyız dediğim an'caya; alf abem karıştı
komutan olarak
son bir kaza daha istemiyorum dediğim şeritlerimiz
iki metre ileride girmekte olacağım çukura
itinayla girecek oluşumu elimden öpmüşlüğüm
şeritlerimizi alkışladığım...
işte o kadar dürüst.. ve olsun sadece anlık
an'calarla aram iyidir...
küçükken teypden teyzelerim de vardı

3.00

5.2.10


http://www.fizy.com/s/16u3j6