29.11.2009

geisha IIı

geisha IIı

k andırmacıktan inanç kurmak

kan depolu vücutlarla
bir yere varmamız gerekiyordu
;sonunda en özlenen o oldu

an'ca
temel atmak baştan aşağıya
öyle sert
öyle kadın ki
öyle ki bilmeden dersin
hiç kadar masum değildik
cama kalacak son buhuyu da alır
giderdik gitlercesine
bir git daha doğardı
an'ca giderdim

kan hızlanır
kan an kadar hızlı
kadının anıları küstah
küstah kadar rezil
öyle sert dökmelik ki
öyle destursuz ki bilmeden dersin
temel olduğunda baştan aşağıya

duraklamarlardan sonra bir sigaran vardır
yakamadan içmişsindir üstüne yakmış olursun ateşini
şimdiki sessizliğini.

k-an'ca
geisha'nın saçları kısa
kısa yaşamlar kadar üzgünrengi
kısaları uzunca bırakan
ayakkabıları boncuk
kısaverengi
ve döktüğümüz her hava-soluk uyutuyor anılarını
k-anılarını arıyor
an olup su olup
kayboluyor ceketimin altında
araları yanıyor

tuzak olmuş kanıyor geisha
kanıyor an kadar su kadar
kanmalardan kırmızı sıcak
siyahı beyazdan çalınak renk
siyahtan bürünmüş ak bir kadın
kan beyazından tutunmuş anımsamaları
bir ruhun hastalığı kendi hiçliğince
anlamak zor olur sebeplerce
öl derim; en gaye bu
geisha
uzun kısa gibi sonu gelmez işte;
o yüzden bilimum boku yemiş bir renkten
düş de al anılarını
ve sana tek yakışan gördüğüm kadar
görmediğimden de yakın
bacakların
sana katılan delilce kitlenmiş iki kemiklik
etine saygım vardı...
sen gibi bir duygum sana


sence bir adım oldun mu
yaş sorun değil
ölmüş kadar olmuştuk
attığın her adıma anımlık yapacakken
adımlarının boncuk ayakkabılarında kanamadan
siyahın beyaza çaldığı bir renk bu; k-an
sökülmeden bacakların, taş aralarına sarkmadan sen
bir yağmura sel oldunsa
bilmeden dersin
bilme...

19.11.2009

İyi ki Hal

sevgi "git" doğurur bazen
çoktan ölmüş olması gereken
hatta hiç olmaması gereken bir ananın
katil doğuruşu gibidir

gözlük merceklerinden kim gözüyle bakacağın belli olmaz
biri bir çizik atar dünyan yarılır
en basiti sevgilin yere düşürür
üstüne kahve döker sonra ufaktan ezer ayağıyla
o kızın ayağını kırıp masayı da yakamazsın işte,
(kahveyle ne yapılır bilmiyorum
dökülmüş bir kere)
ne zaman gitmen gerektiğini bilemezsin
öyle teyyareden bir haldir.

sevgi "barış" da doğurur bazen
barış efendi çocuktur falan derken bir gözlüğün vardır yine senin
o onu görmez neyseki
(öyle pisliktir)

iyi olmak iyiyse ki değil
"git" gibi bir şey olmuş
hallerin durumu karışık
karışıklık iyidir
(demişiz ve...)
tüm çocukları yemişiz
kahveyle ne yapılır bilmediğimiz halde
bir içmelik tutmuş bizi uyuyamıyoruz
"git"melik çıkmış başımıza sevgiden
kimdendir asıl hiç belli değil
öyle belirsiz ki sevginin doğuşuna gecelik eden o gün gelse
"git"i alacak, eminim.


20kasm09
01:23

28.09.2009

Bird all we

bird me

Ses olduk, hertarafımızdan notalar sarkıyor... Gözlerimizden akan, dudaklarımızla temizlediğimiz yüzden geçen harflerin eğrik sarkık iki çengelde asılı kalış hatıralarımız. Öyle çalıyor ki duyamıyoruz. Sonralarımıza da asılan birkaç çengel ve ip çekilmiş yalnızlığımız.


Ona ne olmuşsa.. bana soğumuş. İki balkon arası sarkmış hallerim. Mırıldanıyor hallice ve aslında hiç bence değil. Sevmemişse beni, aralıklarla ocak tutmuş bir martıyla eylülü düşünürüm. Dolanır zevzeklikleri insanlığın, hiçsizliğe hiç gelişler. Bir pencere kenarında tütsüleniyoruz şimdi. Hiç-birliğimizi kutlayıp her günü bizden sanıyoruz, öbürtürlü deli oluyoruz. Haksız da olmuyoruz...

Öyle çalıyorduk ki duyamıyorduk. Konuştukça kısıldık.. Bir birey olup balık besleyecektik evet. Balıklara yem verip keyfi günlere göre sularını değiştirecektik. Herşey güzel olmaya yakındı ki,.. balığımız ölecek diye düşünür olacaktık sağanak bir kan akışında beynimizin. Ve tüm sepya tonları karartı bulayacaktı içine tek bir ak düşmüş. Kaybedilmiş ondan fazla parmaklarımızı düşünecektik.

Ona ne olmuşsa olmuş ve soğukluğuna da soğumuş. Sıkılmaya sıkılıp canı sıkılan bir insan gibi kalkıyorum ben de şimdi. Gayet hüznü bulanık avare bir yürüyüşle halsiz de olsam yaşıyorum demek, benim için bir şükürdür. Ve ölmem o an... çünkü geçmiş o anların hiçbirinde ölmedim. Biliyorum ölmem. Çünkü teyyareden bir umut bağı gelip hapşuruğuma bir mendil uzatmasını beklemem. Mendili bilirim, çekinir...

Ses olmuşuz ve balıklar duymuş, denizimizden denizlerine bir öl düşmüş.


bird you

ön adım sendendi. tabii ki bizden bir etkileşimle ama ön bacaklar senindi. giden sensin ne yöne doğru istersen ve ben biliyorsundur ki arkandayım -kualan-. ve suyum gittiği yerde bizi halsizliğe sokmasın. çünkü ben henüz bende değilim, beni bana getirip biz de buluşturacaksın sonrası beraberimizlik hep.

anlayışlı olmak ondan dolayı iyiydi. ben sana bir şey dediğimde sen bana bir şey demezlik etme. hadi de, anlarım ama hep deme.

bird all we

Hayatı tamamen tek renk görmek falan.. önemli olan hayatın tüm renklerini görüp kendi kontrastını yapabilmek. Işığı bol ya da karartılı.. o senin fotoğrafın.

10eyl09

5.09.2009

Karakalemden beyaz mürekkep akan sen

kahverengi
içli dışlı bir intihar
renginden doğan bir örümcek
hayali birkaç tutanak
ve üzüm suyunda ekşiltilmiş bir zerafet
zımba gibi basarken yüreğine
sen atacı seçip
kendini bir saate tutturdun

rotası bir omurilik olan kadıncık
inkilap tarihinin ölümsüz kahramanı
karakalemden beyaz mürekkep akan sen
iteligin pelerisinden sarkiyorsun simdi
ataç olali bir minik adım geçti
bir gölgecik
tutunası bir saate bakip geçtin

çarşafının üstünden sonbahar solukları sonra
camlarin kış ugultusunda ve
kalbin yaz gibi çarpıyor
yazıyorsun

korkunun eşgali burnundan sarkıyor
hastasın diyorum
hasta

tutanak hazırladım
yazamıyorum
halsizliğin kıyısına vurmuş bir silgi
zayıf ve delik
yosun tutmuş bir benlik
tuzlu suyun atar damarında
karakalemden baska hiçbir şey değildi
beyazin kustugu bu murekkep

31.03.2008

2.09.2009

İçmeseydik

içmeseydin bu kadar.

bırakacağım sigarayı
sen bıraktım say
ben öyle saydım
nasılsa görmüyorsun
nasılsa görmüyorum

cemreyi öpmüştüm ben
sonra o kaçtı
ben de kaçtım
öyle bitti
kısa ve öz
en güzeliydi

yaralar var elimde
hergün başka bir yara
kablolarla çevrili bir kaç iklim
sonra sen kış
ben sonbahar yarası
içtiysen o kadar..

içmeseydim bu kadar.

bırakmıştım sigarayı
sen bırakmışım diye saydın
nasılsa görüyordun
dünden yalandı
kirpiklerin gözcülük ediyor
sen boş bir anında yıkıyordun onları
adına ben diyordun
ben oralara hiç gitmemiştim
sen arada geliyordun

cemre bir güz düşüydü
düşmelik anıların hatrına düşmüş bir düşük
bir anne feryadından
sabahlamaya yakın son model yalanlar gibi
son sürat yaşamlar gibi görmedin say
öpmedim sayıyorum ben cemreyi

sigarayı bırakmak sorun değil
nefes alıp vermek gibi bir alışkanlığımız var
iyi olmadığın halleri de severim ben
içeriği bir mavi sonrası karayabilen izmaritlerimizi
topraklara afişleyerek al götür der gibi bu piçi
bir güzel halletmişizdir o günü aslında ben diye yaşayan utancı
kötü diye yorumlayıp "istemiyorum hatırlamak" ilkinci öznemizin deyişi.. "pis korkak"
ve sorun değil bu durumu da sevebilirim
o yüzden kesiyorum bu satırı haddimce

Düz yazı

sen kendi gözlüklerinin çerçevesinde boyanmışsın.
ve tanrının sana verdiği güç kollarının altından ter olarak akmasına izin veriyorsun
sonra buna saçmalık diyorsun
neydi ki saçmalık üzüm sapı gibi sarkmana neden oluyor?
hangi körün elinde değnek oldun da, çarpmadığın yer kalmamış.
vurmadık göz kalmamış ve evlerin kapıları hep sen mühürlü.

görüyorlardı da konuşabiliyorlardı da onlar
bir bitki kadar duraklamaları olsaydı da
sivrisinek kadar heyecanlıydılar kan avına çıkar gibi.
hayata...

kalabilirdik gitmeden...
bir ressamın üstüne bulaştırdığı ağlak bir boya kadar gülünç ve değiştirilesi hemen.
gidemeyebilirdik de kalmadan.
bir körün gözüne sivrisinek konup, ilham dediği şeyi gördüğünde.
dün kadar samimi ve uzak bir şekilde izleyebilirdik, mühürlerimizi.
unutmuşuz gibi, her an bitti bitecek telaşında ve artık yeter diyeceğimiz an gibi
kusmak olmazdı henüz görmeden.
ağlak renkli bir boya kadar yapış yapış, taze...


06.09.2008

19.07.2009

Bunu da ben yazdım

okursan yazıya bir faydan yok. tam şu vakte!
okumanın bir faydası yok kendini sorgula bence.
yazıyorum ben okumak için arada kendimi
sormak için arada kendime sessizliğimi
ya da münafık aşkların da gölgelerinin olduğunu
yediremiyorum.

oku şimdi bir deneme; sene 1913. hatırlaması çok güç.. bunu birinden duydum çok hoşuma gitti. hatta
hayat bakışıma set çekti. hatta başka şeyler de geçti başımdan. aha bak yazıyorum
hatta şimdi de... gerçekten hatırlaması çok güç herneyse. unuttum bile..

kendine kalmışlığın verdiği bir huzur vardır ya yavrum.. o bazen sıkılıyor. huzur da
sıkılır. onun da canı var. biz huzurlu olunca canı huzurla paylaşırız. ağlayınca
damlalar candan ağlar. can dediğimiz iki saplı organ yani kalp. girdisi çıktısı var
onunda. devir daym yapar ve hayat herneyse devam eder der saçlarımız. rüzgar
eser ve bir meltem gibi düşeriz yatağa olmuşsa gece. aldırmadan uyuruz. kimimiz
horlar. şerefsizliktir bu!

kendimize kalamamışlığın da verdiği bir huzur vardır ya hani yavrum.. bahsetsem
anlamazsınız bayan! sizin, aynaya boş bir kafayla bakmanız gibi bir şey. ve
kafasızlığın verdiği o boşluk sizin huzurunuz olur. tasalanacak haliniz bile yoktur. e
şerefsizlik değil midir bu da?

tamam kestim...
ve yine küçüktüm. bir sayfa ortasına damla damla akan yaşlarım ve elime uhulanmış
bir kalemle tir tir titreyerek bir şeyler karalamam gereken- yo değil, bir şeyleri
düzgün yazmam gereken satırlar arasından başlıyorum sana.

cidden üzgündüm. aşağı ki kattan gülme sesleri, sen de kahkaha sesleri. ben tekrar
bakıp diyecek olursam benim ölgen seslerim. işte saç kıranım o vakitlere dayanır.
ortaköyde yine boğaz manzaralı bir ev vardı. içinde ben de vardım. yatıyor
kalkıyordum. ve ben, hani kağıtların ıslandığı tuzlu suyla. ve hani
balıklar.. beyaz kar tanelerinde balıklar yüzüyordu. kırmızıydı altındı.. seni hiç
tanımıyordum o vakit. yine de yaşadım işte.

alfabe bana bakıp bir güzel nah çekerken, (bahtiyar geldi aklıma) ben satır aralarını
toplayıp katlayıp balkondan kaçmaca acaba.. geçer miydi sıkıntılar.. alfabe bitse
devrik cümle ayıklamaca var. e sayı var, çarpıp bölüyorsun. tam bir katliam. baştan
beri gerek duymadım. uysal adamdım. uysallığın uykusunda. ama ablamı ekmek
bıçağıyla kovalayışım tüm hepsinin stres reaksiyonu. birkaç kez olmuştur. bütün
aileye rest çekmişliğim. yaşım daha çift rakamlı değildir.. ve seni daha tanımıyorum.
ama saçlarım yine uzun..
ve dendi ki efendi olmak iyidir. örnekler aldım. dedim ki efendi olmak iyiyse ben de
efendi olayım. demekle kalsa iyi dediler içlerinden. ama sonra mı oldu bilmiyorum.
sol gözüme vurdu ruhsal ağrım. kataraktım var. ruhsal ağrı göze inme mi getirir..
ben öyle yorumladım. yoksa bir top çarpmıştır öyle olmuştur. biz insanız duygu
gereklidir bizlere bazen. bu safsatalık ordan gelme.. eğlencesindeyiz. oysa demesini
bilirim ben de; gerçi bilmiyorum. bilmiyorum gerçekten.. ve seni tanımıyorum. sen
dediğim kimsin? herneyse saçlarımı kestirmeliyim bunaltıyorlar...

okudun ve yazıya bir faydan olmadı. o hep burda, o hep vardı.
insanların yaşamları. yazıtların mühürlenmiş sabırları.
bilmem.. okundukça azalıyorlar. okuma diye var harfler. öl diye var yaşam. hemen
gidip öl gerçeksen... değerlerin sahibeliğidir bu. anladınız mı bay-an? ben anlamadım.

20 temmuz 1913

10.07.2009

Aile dışında ayrı bir oluşum

top oynuyorduk
canımız sıkılmasaydı daha da oynardık
...
ya da düşmeseydi emin
topa yan basıp lifleri kopmasaydı
daha da oynardık...

alçıya alınmasaydı hayallerimiz
bisiklete de biniyor olurduk
sonra motor
sonra yelken
sonra uçurtma
sonra araba
sonra kamyon
sonra tır dı uçaktı bilimum ağır vasıtların-
bagaj bölümündeyiz şimdi.
taşınıyoruz yeni eve...

sigara içiyorduk
canımız sıkılmasaydı daha da içerdik
...
emin bir baştı bir sondu..
boş bir küllük oldu
ben bıraktım gibi bir şey
kendimi bıraktım

külden olmasaydı parmaklarımız
şimdi notaları da içiyor olurduk
sonra seni
sonra şunu
sonra lambaları
sonra sokakları
sonra şehir di evrendi bilimum ağır havaboşluğunun-
kokuşmuş bir iğretisiyiz şimdi.
biz bir fotoğrafız iyi kötü
kötü kötü...


11 temmuz1764
00:40

3.07.2009

"Man on the run" ekabinde..

kırılıp düştüğümüz pencerelerden, ayak izlerimizde yaşayan karıncalar gibi güzeliz. anladığımız malum olup, üsteleriz bir de saçmalıklarımızı. aklımız döner. ve bizim bahtiyarın güzel bir "Nah deyişi" vardır bu duruma. bu durumun insanlarına.

elleri kabak olmuş ağzı çekirdek, bir adam. bakan görüyor ki dumanı tütmüyor saçlarının arasından. son ses "Ordinary moment" dinliyor. bir cümleyi anlamak için iki defa düşünen bir gerginlik pıhtısı bu adam. deliriyor çekirdekler, kabaklar.

"All I Want" dinliyor şimdi elleri havada. bir şeyler yapacak ama ne.. içinde patlamaya yakın birikmiş hüzün dolu geceler var. ama biliyor ne yapması gerektiğini. su içecek. kabaklar çöpe gidip, çekirdekleri kafasına geçirecek. ve bu kaçan adamın haline bizim bahtiyarın güzel bir "siktirioluşumundan" bahseden bir deyiş vardır. duysanız kaçarsınız eminim siz de.

26.05.2009

"ha" de..

b-ölüm I

hareketsizce bakıyorum
hadi "ha" de
sonra bak bana
bak bakalım bak

yüzüyorum karada ayaklarım ağrık
ne olmuş görmüşsek 2 tane kağıt
kalem sensin silgi ben
tutuşturuyorlar bizi bir beyaz üstü

kaçmak gibi bir şey var
hani zaman derler gelir verir mükafatı
verdi seni bana uzaktan haarı
kaçmak gibi bir şey niye var?

mükafat mı bu bana zarar mı
bilemedim sen söyle zamanı
gecenin hangi vaktindeyiz
ölüm dedikleri umursanmaz hal travması

bakma öyle "ha" de
sonra bak bana
hareketsizce baktığımda
bak bakalım bak..

hadi de ve gel hatta bitsin hemen
gelsin güzel olan sen
hayalse yutkunursun geçer yine zaman
kaçmak gibi bir şey var..

dona kalmış sonların harabından
esir düşmüş bir gemim var
söyle ona söyle "ha" de.
ölüm varsa bak bakalım.. bak.

senim ölmüş bir ak üstünden düşmüş
bir yanın pak bir yarın kazak
sırılsıklam bir perde arkasında
korkudan yarına kalamayan bir sakat


b-öl.. II


insan küsüp nereye aldanır
kimin sesinden okur seni
sen sen olmadıkça
hangi kalemin tutulur. kesin!

olmuşsa olmuş bir tefekkür
senim olmuş mu ölmüş mü ne olmuş
gel ol gece de ört beni bir gün daha doğmadan
bir sensizliğime daha gün doğmadan
sor bana sor.. "ha" de

her çekip gidişinde vurulur ellerim
sigaralar tutulur ve çekilir tetikler
dudak arası yutulur yeminler ve her gece
her gece ölürüm ben de..

beyaz üstü kaplanmış yaralar
tırnak aralarımdan senim akıyor
bir uyku hali dersin geçer aptalca
şişelerin devrildiği kan kırmızısı bir andır sevgilerim

mumların yakıldığı bir gece
sen beni düşünmüşsün
gecenin haberi yok.. benim yok ben yok.
baştan aşağı kan olmaca
ne olursa olsun deyip soyunmaca

hadi "ha" de
ve vurulsun ellerim
her çekip gidişinde kayboluyor senim gibi herşey
iç haller dış haller sorunsuz uçuşlar
hadi de ve peki git.. ölelim hemen
düşelim bir düş üstü yarına kalmamacasına

13.05.2009

Yıllar önce

kendimi büyük bir aradan sonra tekrar böyle hissetmeme sebep olan durumlar
hayatı genişçe sorgulamama itiyor. ve elimde bir şey yok tahminlerden başka.
tahminlerin olanağı da belirsiz. zor ve bilmiyorum. sorunlu olacak gibi olursa da..

kendimi çok saf bir şekilde salakça kaptırmıştım ya hani
yıllar önce. ben belki daha doğmamıştım. ama hissettiğim aynen böyle...
acı verici. ailenle oturmuş bir akşam sofrasında utangaç bir şekilde ağlamak
durduk yere
gözlerinden damla akacak ve görecekler. çok utanırım. kaçarım...
neyse ki kaçmadan bitti.

yalnızlığın - körlüğün zirve yaptığı günümden bunlar
yine bir şey istemiyorum. yine yarınım karanlık. geleceğim ölüm.
evet geleceğim sana bir gün ölüm... ama bu günler gibi bir günde değil.
değersiz kaldığın, bağırarak çağrıldığın bir akşam üstü yemeğinden sonra
sigaramı yarım bırakıp yine sessizce kaçtım oradan. efendim? dedim...

unutmam gerekir bazı şeyleri çünkü bazı şeyler beni unuttu
peki bu en sonunda unutulanlar hangi döneme ayaklık edecek
hepsi yalan olamaz. yalan varsa herşey yalan. ben esastan bahsediyorum
şu an sigara mı beni içiyor.. ben mi kültablasına düşüyorum. gibi..

senin için yaptığım en son şey olsa bu..
biraz saygılı olmazdın yine biliyorum
ailen seni kağıtlarda imzaların olsun diye yetiştirmiş
bir de benim ellerimde yara olasın diye..

yarına zaman diyoruz, düne zaman diyoruz
zamanla diyoruz.. ama çok fena kanıyoruz
dününe zaman diyorsan yarını gelecek planlama için düşünemezsin
anladık yarın kalkacaksın dişlerini fırçalarsan beyaz olacaklar
sonra biraz test. üniversiteye gireceksin hadi bakalım.
hepsine adım adım ya hani..
senin ayakların tutmaz olmuş.
benim üzüldüğüm nokta bu. ardındaki nokta ise
bu üzüntüyü tekrar tekrar yaşamam bir olasılık ümidiyle
bir de kıramamam seni. başlıca tepeler bunlar.

zaman sana bir gün bir bakacak
ayakların tutmayacak çünkü günlere ihanetin bedeli bu
sonrasını bilmiyorum. en sonrası da ölüm

yıllar önce. ben belki daha doğmamıştım, üzgündüm..



12mayıs09
20-27