19.07.2009

Bunu da ben yazdım

okursan yazıya bir faydan yok. tam şu vakte!
okumanın bir faydası yok kendini sorgula bence.
yazıyorum ben okumak için arada kendimi
sormak için arada kendime sessizliğimi
ya da münafık aşkların da gölgelerinin olduğunu
yediremiyorum.

oku şimdi bir deneme; sene 1913. hatırlaması çok güç.. bunu birinden duydum çok hoşuma gitti. hatta
hayat bakışıma set çekti. hatta başka şeyler de geçti başımdan. aha bak yazıyorum
hatta şimdi de... gerçekten hatırlaması çok güç herneyse. unuttum bile..

kendine kalmışlığın verdiği bir huzur vardır ya yavrum.. o bazen sıkılıyor. huzur da
sıkılır. onun da canı var. biz huzurlu olunca canı huzurla paylaşırız. ağlayınca
damlalar candan ağlar. can dediğimiz iki saplı organ yani kalp. girdisi çıktısı var
onunda. devir daym yapar ve hayat herneyse devam eder der saçlarımız. rüzgar
eser ve bir meltem gibi düşeriz yatağa olmuşsa gece. aldırmadan uyuruz. kimimiz
horlar. şerefsizliktir bu!

kendimize kalamamışlığın da verdiği bir huzur vardır ya hani yavrum.. bahsetsem
anlamazsınız bayan! sizin, aynaya boş bir kafayla bakmanız gibi bir şey. ve
kafasızlığın verdiği o boşluk sizin huzurunuz olur. tasalanacak haliniz bile yoktur. e
şerefsizlik değil midir bu da?

tamam kestim...
ve yine küçüktüm. bir sayfa ortasına damla damla akan yaşlarım ve elime uhulanmış
bir kalemle tir tir titreyerek bir şeyler karalamam gereken- yo değil, bir şeyleri
düzgün yazmam gereken satırlar arasından başlıyorum sana.

cidden üzgündüm. aşağı ki kattan gülme sesleri, sen de kahkaha sesleri. ben tekrar
bakıp diyecek olursam benim ölgen seslerim. işte saç kıranım o vakitlere dayanır.
ortaköyde yine boğaz manzaralı bir ev vardı. içinde ben de vardım. yatıyor
kalkıyordum. ve ben, hani kağıtların ıslandığı tuzlu suyla. ve hani
balıklar.. beyaz kar tanelerinde balıklar yüzüyordu. kırmızıydı altındı.. seni hiç
tanımıyordum o vakit. yine de yaşadım işte.

alfabe bana bakıp bir güzel nah çekerken, (bahtiyar geldi aklıma) ben satır aralarını
toplayıp katlayıp balkondan kaçmaca acaba.. geçer miydi sıkıntılar.. alfabe bitse
devrik cümle ayıklamaca var. e sayı var, çarpıp bölüyorsun. tam bir katliam. baştan
beri gerek duymadım. uysal adamdım. uysallığın uykusunda. ama ablamı ekmek
bıçağıyla kovalayışım tüm hepsinin stres reaksiyonu. birkaç kez olmuştur. bütün
aileye rest çekmişliğim. yaşım daha çift rakamlı değildir.. ve seni daha tanımıyorum.
ama saçlarım yine uzun..
ve dendi ki efendi olmak iyidir. örnekler aldım. dedim ki efendi olmak iyiyse ben de
efendi olayım. demekle kalsa iyi dediler içlerinden. ama sonra mı oldu bilmiyorum.
sol gözüme vurdu ruhsal ağrım. kataraktım var. ruhsal ağrı göze inme mi getirir..
ben öyle yorumladım. yoksa bir top çarpmıştır öyle olmuştur. biz insanız duygu
gereklidir bizlere bazen. bu safsatalık ordan gelme.. eğlencesindeyiz. oysa demesini
bilirim ben de; gerçi bilmiyorum. bilmiyorum gerçekten.. ve seni tanımıyorum. sen
dediğim kimsin? herneyse saçlarımı kestirmeliyim bunaltıyorlar...

okudun ve yazıya bir faydan olmadı. o hep burda, o hep vardı.
insanların yaşamları. yazıtların mühürlenmiş sabırları.
bilmem.. okundukça azalıyorlar. okuma diye var harfler. öl diye var yaşam. hemen
gidip öl gerçeksen... değerlerin sahibeliğidir bu. anladınız mı bay-an? ben anlamadım.

20 temmuz 1913

10.07.2009

Aile dışında ayrı bir oluşum

top oynuyorduk
canımız sıkılmasaydı daha da oynardık
...
ya da düşmeseydi emin
topa yan basıp lifleri kopmasaydı
daha da oynardık...

alçıya alınmasaydı hayallerimiz
bisiklete de biniyor olurduk
sonra motor
sonra yelken
sonra uçurtma
sonra araba
sonra kamyon
sonra tır dı uçaktı bilimum ağır vasıtların-
bagaj bölümündeyiz şimdi.
taşınıyoruz yeni eve...

sigara içiyorduk
canımız sıkılmasaydı daha da içerdik
...
emin bir baştı bir sondu..
boş bir küllük oldu
ben bıraktım gibi bir şey
kendimi bıraktım

külden olmasaydı parmaklarımız
şimdi notaları da içiyor olurduk
sonra seni
sonra şunu
sonra lambaları
sonra sokakları
sonra şehir di evrendi bilimum ağır havaboşluğunun-
kokuşmuş bir iğretisiyiz şimdi.
biz bir fotoğrafız iyi kötü
kötü kötü...


11 temmuz1764
00:40

3.07.2009

"Man on the run" ekabinde..

kırılıp düştüğümüz pencerelerden, ayak izlerimizde yaşayan karıncalar gibi güzeliz. anladığımız malum olup, üsteleriz bir de saçmalıklarımızı. aklımız döner. ve bizim bahtiyarın güzel bir "Nah deyişi" vardır bu duruma. bu durumun insanlarına.

elleri kabak olmuş ağzı çekirdek, bir adam. bakan görüyor ki dumanı tütmüyor saçlarının arasından. son ses "Ordinary moment" dinliyor. bir cümleyi anlamak için iki defa düşünen bir gerginlik pıhtısı bu adam. deliriyor çekirdekler, kabaklar.

"All I Want" dinliyor şimdi elleri havada. bir şeyler yapacak ama ne.. içinde patlamaya yakın birikmiş hüzün dolu geceler var. ama biliyor ne yapması gerektiğini. su içecek. kabaklar çöpe gidip, çekirdekleri kafasına geçirecek. ve bu kaçan adamın haline bizim bahtiyarın güzel bir "siktirioluşumundan" bahseden bir deyiş vardır. duysanız kaçarsınız eminim siz de.