Kayıtlar

Bunu da ben yazdım

okursan yazıya bir faydan yok. tam şu vakte! okumanın bir faydası yok kendini sorgula bence. yazıyorum ben okumak için arada kendimi sormak için arada kendime sessizliğimi ya da münafık aşkların da gölgelerinin olduğunu yediremiyorum. oku şimdi bir deneme; sene 1913. hatırlaması çok güç.. bunu birinden duydum çok hoşuma gitti. hatta hayat bakışıma set çekti. hatta başka şeyler de geçti başımdan. aha bak yazıyorum hatta şimdi de... gerçekten hatırlaması çok güç herneyse. unuttum bile.. kendine kalmışlığın verdiği bir huzur vardır ya yavrum.. o bazen sıkılıyor. huzur da sıkılır. onun da canı var. biz huzurlu olunca canı huzurla paylaşırız. ağlayınca damlalar candan ağlar. can dediğimiz iki saplı organ yani kalp. girdisi çıktısı var onunda. devir daym yapar ve hayat herneyse devam eder der saçlarımız. rüzgar eser ve bir meltem gibi düşeriz yatağa olmuşsa gece. aldırmadan uyuruz. kimimiz horlar. şerefsizliktir bu! kendimize kalamamışlığın da verdiği bir huzur vardır ya hani yavrum.. bahset...

Aile dışında ayrı bir oluşum

top oynuyorduk canımız sıkılmasaydı daha da oynardık ... ya da düşmeseydi emin topa yan basıp lifleri kopmasaydı daha da oynardık... alçıya alınmasaydı hayallerimiz bisiklete de biniyor olurduk sonra motor sonra yelken sonra uçurtma sonra araba sonra kamyon sonra tır dı uçaktı bilimum ağır vasıtların- bagaj bölümündeyiz şimdi. taşınıyoruz yeni eve... sigara içiyorduk canımız sıkılmasaydı daha da içerdik ... emin bir baştı bir sondu.. boş bir küllük oldu ben bıraktım gibi bir şey kendimi bıraktım külden olmasaydı parmaklarımız şimdi notaları da içiyor olurduk sonra seni sonra şunu sonra lambaları sonra sokakları sonra şehir di evrendi bilimum ağır havaboşluğunun- kokuşmuş bir iğretisiyiz şimdi. biz bir fotoğrafız iyi kötü kötü kötü... 11 temmuz1764 00:40

"Man on the run" ekabinde..

kırılıp düştüğümüz pencerelerden, ayak izlerimizde yaşayan karıncalar gibi güzeliz. anladığımız malum olup, üsteleriz bir de saçmalıklarımızı. aklımız döner. ve bizim bahtiyarın güzel bir "Nah deyişi" vardır bu duruma. bu durumun insanlarına. elleri kabak olmuş ağzı çekirdek, bir adam. bakan görüyor ki dumanı tütmüyor saçlarının arasından. son ses "Ordinary moment" dinliyor. bir cümleyi anlamak için iki defa düşünen bir gerginlik pıhtısı bu adam. deliriyor çekirdekler, kabaklar. "All I Want" dinliyor şimdi elleri havada. bir şeyler yapacak ama ne.. içinde patlamaya yakın birikmiş hüzün dolu geceler var. ama biliyor ne yapması gerektiğini. su içecek. kabaklar çöpe gidip, çekirdekleri kafasına geçirecek. ve bu kaçan adamın haline bizim bahtiyarın güzel bir "siktirioluşumundan" bahseden bir deyiş vardır. duysanız kaçarsınız eminim siz de.

"ha" de..

b-ölüm I hareketsizce bakıyorum hadi "ha" de sonra bak bana bak bakalım bak yüzüyorum karada ayaklarım ağrık ne olmuş görmüşsek 2 tane kağıt kalem sensin silgi ben tutuşturuyorlar bizi bir beyaz üstü kaçmak gibi bir şey var hani zaman derler gelir verir mükafatı verdi seni bana uzaktan haarı kaçmak gibi bir şey niye var? mükafat mı bu bana zarar mı bilemedim sen söyle zamanı gecenin hangi vaktindeyiz ölüm dedikleri umursanmaz hal travması bakma öyle "ha" de sonra bak bana hareketsizce baktığımda bak bakalım bak.. hadi de ve gel hatta bitsin hemen gelsin güzel olan sen hayalse yutkunursun geçer yine zaman kaçmak gibi bir şey var.. dona kalmış sonların harabından esir düşmüş bir gemim var söyle ona söyle "ha" de. ölüm varsa bak bakalım.. bak. senim ölmüş bir ak üstünden düşmüş bir yanın pak bir yarın kazak sırılsıklam bir perde arkasında korkudan yarına kalamayan bir sakat b-öl.. II insan küsüp nereye aldanır kimin sesinden okur seni sen sen olmadıkça hangi ...

Yıllar önce

kendimi büyük bir aradan sonra tekrar böyle hissetmeme sebep olan durumlar hayatı genişçe sorgulamama itiyor. ve elimde bir şey yok tahminlerden başka. tahminlerin olanağı da belirsiz. zor ve bilmiyorum. sorunlu olacak gibi olursa da.. kendimi çok saf bir şekilde salakça kaptırmıştım ya hani yıllar önce. ben belki daha doğmamıştım. ama hissettiğim aynen böyle... acı verici. ailenle oturmuş bir akşam sofrasında utangaç bir şekilde ağlamak durduk yere gözlerinden damla akacak ve görecekler. çok utanırım. kaçarım... neyse ki kaçmadan bitti. yalnızlığın - körlüğün zirve yaptığı günümden bunlar yine bir şey istemiyorum. yine yarınım karanlık. geleceğim ölüm. evet geleceğim sana bir gün ölüm... ama bu günler gibi bir günde değil. değersiz kaldığın, bağırarak çağrıldığın bir akşam üstü yemeğinden sonra sigaramı yarım bırakıp yine sessizce kaçtım oradan. efendim? dedim... unutmam gerekir bazı şeyleri çünkü bazı şeyler beni unuttu peki bu en sonunda unutulanlar hangi döneme ayaklık edecek hepsi...

geisha II

uzun bacaklı bir geisha daha yazıyorum korksun geceler yıldızlar üşüsün lambalar lambalar sislerde kendilerini bulamasın ve sen hayali bozuk anlayışlar yırtılmış orospuluklarının penceresinde tül ol asıl bir gecekondu ahırından korkulmuşluklara sana iki dal sigara getirdim ölürken, öldükten sonrasına o yola bana.. ve ateşin ayaklarının altında ... sonunda. şimdi düşün geçen üşüyordun ayak parmakların kırılıyordu çorap vermiştim tel tellikten buhar olup gidiyorsun dünya dandini dandini dastanaydı ya elimize veriyorlardı işlenmiş haikuları ve üç adımda vuracaktık birbirimizi sen çabuk gittin geyşa çabuk vuruldun hayalsi bir iklimdi o güneş ile ay sana tuzak kurdu bir baltaya sap olasın diye güpegündüz gece oldun ve si kayboldun dün- oldu -ya çöle gitti tüm kışlıklar ve sittinsene dendi sittinsene gelemeyeceksin bir daha öncesine koymadı seni geleceğine de dün oldu ya hani sen dönüyordun geyşa.. dünya durmuştu dünya susmuştu tırnak aralarında ayak izlerini yakalıyordu iz arıyordu iz oluyo...

Aç gözlerini Eliza

ölümden öte bir şey bu aç gözlerini yoksa olmamışlıklara yüzerim. öyle bir şey ki caddelerin adı yok haysiyetsiz gözlerin ben diye hitap ettiği misal diye demiyorum ölümden öte bir şey bu aç gözlerini Eliza kalpten bir uçurum diye yasakladıkları şeydin sen bana tanrıların gözleri kapalı senin gözlerin kapalı misal diye mi diyorsun aç gözlerini Eliza son kez diyorum.